
“Anan öleli kaç yıl oldu, kızım?”
Şu mutfak sığınağım benim. Patlıcanları soyarken hayal kur, müzik dinlerken cigaradan bi fırt çek. Soğanı kararmasın diye beklerken bi şarkı patlat. Şu Sezai olmasa napardım.
O puşt kafamı darmadağan etti…
Şu kitaba bak, mor, adam işi biliyor. Her koldan girmiş. Hadi koşun gelin diye bağırıyor sanki ibne. Herifin torunu oldu hala akıllanmadı. Toprak doyuracak gözünü puştun. Kalbi neden olmazlardaymış, bi de 30 yıl öncesinin fotosunu koymuş. Ulan ne biçim kalp o bok çukuruna çevirmişsin. Olmayan yok.
Puştun kaç ekseni var. Eksen dediğin kaya gibi, benim gibi olmalı. Vurdu mu ses getirmeli. En iyisi babamı kullanayım. Babamım çay saati, babamın çorba saati, babamın gazete saati, babamın üstünü örtme saati, babama öpücük verme saati, babamın tam öğün saati, ara öğün saati... Valla günün yarısını geçiririm.
Ulan zibidi diyeyim, sen kiminle fırıldak yarıştırıyorsun yavşak. Yırtınsın dursun artık.
Yok, yok, çok yorucu oldu... Beynimde yer kalmadı. Şu üç günlük dünyada ne kadar zamanım var ki... Ne var yani aşınacak mıyım... Kafaları çekeriz sarhoş kafayla belki iyi bile gelebilir. Sonra bakarım olmadı, ‘yolcudur abbas bağlasan durmaz’ derim olur biter...
Yav ben bu adamı seviyom mu acaba, valla bilmiyom... Hem sevilecek gibi duruyor hem puşt gibi...
Ayşe haklı, bu adam karı avcısı...
Offfffff yok yaaa, evlilik yaaa....
Iıııh bana gelmez...
“Tamam baba çorba hazır. Sıcak mı, soğuk mu, ılık mı yoksa hepsinin ortası mı olsun, ha nasıl istersin babacığım...”
Ya ben zaten evliyim, valla evliyim. Babamı çıkar, bi hamşoyu koy, işte sana evlilik…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder