2 Ocak 2011 Pazar

Seni sevmemin sana ne zararı var?


Sevgi sözcüklerini sanki beynimizin bir yerlerine kilitliyoruz. Dilimizin ucuna geliveren, sevgiye dair ne varsa büyük bir cimrilikle geri itip nedense hep o soğuk, duyarlılığı saklayan, sevimsiz, tekdüze olanlarını seçiyoruz.

O burnundan kıl aldırmayan yöneticinin, sevimsiz müdürün, o kadının, o sevgilinin kendilerini sevgi sözcüklerinin kucağına bıraktıklarını bir düşünün; hepsinin yanaklarının kulaklarına doğru çekildiğini ve bütün suratların tebessüme dönüştüğünü...

Yaşam ne güzel olurdu...

İçi boş alınganlıkların, hizaya getirmeyi başaramadığımız komplekslerin, bizi ezen hoşgörüsüzlüğün hakkından bir türlü gelemiyoruz...

Neden?

Bir taraflarımızda sakladığımız, dilimizin ucuna kadar geldiği halde “geri püskürttüğümüz” o sevgi sözcüklerini özgürlüklerine kavuşturmak o kadar mı zor? En kritik anları pamuk yumuşaklığına çevirmek için bizi engelleyen birileri mi var?

En kötü şeyleri bir çırpıda söyleyiverirken, en güzelini büyük bir kıskançlıkla saklayışımızın sırrı nerede acaba? Sevgi sözcüklerine boğulmaya can atarken, neden karşımızdakilere cimri davranıyoruz?

Küçücük bir espride neden küçümsendiğimizi sanıyoruz, neden öyle sanıyorlar?

O en sevdiğimiz, hiç ummadığımız, beklemediğimiz anda bir iki sevgi sözcüğüyle geçiştirebileceği küçücük bir olayı neden kâbusa çevirip bizi “allak bullak” ediveriyor? Neden “tafraların” arkasına gizlenmekten sanki gizli bir zevk alıyor?

Kimselere anlatamıyoruz...

Kimselere sığınamıyoruz...

Yazıya kaçıyoruz...

Sözcükler yanlış anlamıyor. Sözcükler hiçbir kompleksin ardına sığınmıyorlar. Tüm sözcükler göründükleri gibiler, ne eksik ne fazla...

O yanık sesli kadının şarkısında bir ömür geçirmenin keyfini, nar çiçeğine her su verişimizde onu okşuyormuş gibi oluşumuzu, tuhaf bir ürperti duyduğumuzu ah bir anlatabilsek, söyleyebilsek...

Anlatamıyoruz, söyleyemiyoruz, vazgeçiyoruz.

Yazıya kaçıyoruz, beyazlarla sözcüklerin sarmalında yaşamayı seçiyoruz.

Oysa her şey ne kadar kolay.

Tılsım iki küçük sözcükte:

“Seni seviyorum”.

Ama laf olsun diye değil.

Beyazın üzerindeki gibi ne eksik ne fazla...

Başkalarından duymaya bayıldığımız bu iki sözcüğü inadı bırakıp biz de dillendirsek...

Bulutlara çevirin yüzünüzü. Derin bir soluk alın. Bırakın özgürlüğüne kavuşsun tüm duyarlılıklarınız. Ürpertilerinizle tüm dünya sarsılsın. Gökyüzü sevgiye boyansın.

Sahi, seni sevmemin sana ne zararı var?

Seni sevmemin kime ne zararı var?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder